anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Şubat 2014 Pazartesi
ANNE VE KAYNANA FARKI
Yaşını başını almış iki eski arkadaş hanımefendi yolda karşılaşmışlar. Hal hatır sormuşlar.
Sıra çocuklarına gelmiş.
“Senin oğlan nasıl, evlendi mi?” diye sormuş biri,
“Evlendi” demiş öteki, “evlendi ama ah, sorma,
öyle bir gelin çıktı ki, felâket!..
“Sabahtan akşama çalışıyor,
evde doğru dürüst yemek pişmiyor,
yorgun olduğu zaman oğluma yemek pişirttiriyor.
Bazen sabah kahvaltısını bile oğlum hazırlıyor.
Ne dikiş var, ne ütü.
Bir kadın bulmuş, bütün işi ona yaptırtıyor.
Evde prensesler gibi oturuyor,
oğlum için özel hiçbir şey yapmıyor, çok üzgünüm, çok…”
“Vah vah” demiş arkadaşı, “peki kızın nasıl, o da evlendi mi?”…
“O da evlendi” demiş arkadaşı,
“ama o çok mutlu, öyle iyi bir damadım var ki,
kızımın elini sıcak sudan soğuk suya sokturmuyor.
Kızım çalıştığı için çok yoruluyor, çoğu akşam,
yemekleri beraber pişiriyorlar, hatta bazen damadım hazırlıyor.
İnanır mısın öyle iyi bir çocuk ki tatil günlerinde kahvaltısını kızımın yatağına götürüyor.
Bir kadın bulmuşlar, evin bütün işlerini o yapıyor,
kızım evde hiç yorulmuyor, prensesler gibi oturuyor,
kocası da ondan iş beklemiyor, çok memnunum, Çooookkkk“
16 Aralık 2009 Çarşamba
Kaynana Olmak Sanattır.. (Fıkra)

Genç bir çocuk heyecanla annesine gelir ve aşık olduğunu, evlenmek istediğini ve kızı kendisiyle tanıştırmak istediğini söyler.
Ama sadece eğlence olsun diye eve 3 kız getireceğini söyler ve annesinin , evleneceği kızı tahmin etmesini ister.
Ertesi gün 3 güzel kızla eve gelir.
Otururlar, bir süre sohbet ederler.Bir süre sonra çocuk heyecanla annesine sorar: Tahmin ettinmi? diye.Anne duraksamadan cevap verir: Ortadaki kızıl saçlı.
Oğlan hayretle annesine sorar : İnanılmaz, nasıl bildin? Anne cevap verir:
Bir tek ondan hoşlanmadım...
Ama sadece eğlence olsun diye eve 3 kız getireceğini söyler ve annesinin , evleneceği kızı tahmin etmesini ister.
Ertesi gün 3 güzel kızla eve gelir.
Otururlar, bir süre sohbet ederler.Bir süre sonra çocuk heyecanla annesine sorar: Tahmin ettinmi? diye.Anne duraksamadan cevap verir: Ortadaki kızıl saçlı.
Oğlan hayretle annesine sorar : İnanılmaz, nasıl bildin? Anne cevap verir:
Bir tek ondan hoşlanmadım...
Etiketler:
anne,
cevap,
erkek çocuk,
evlilik,
genç,
kaynana,
kız,
sağlık sorunları,
tahmin
3 Temmuz 2009 Cuma
Ah Şu Kocalar!...
Adamın biri sabah evden ise giderken ilginç bir cenaze kafilesi farkeder.
En önde yürüyen köpekli bir adam. Arkasında bir tabut ve onun 10metre arkasında bir başka tabut.
Bunları takip eden, tek sıra olmuş 200'den fazla adam....
Meraklanır. Kafilenin başındaki köpekli adam hiçkuşku yok ki cenazenin sahibidir.
Yanına yaklaşır ve sorar:
-Beyefendi, bu üzüntülü gününüzde hatırlatmak istemem ama ölenler neyiniz oluyor?
Adam yanıtlar:
-Öndeki karım, arkadaki de kayınvalidem.
-Vah vah, başınız sağ olsun. Nasıl oldu?
-Köpeğim karıma saldırıp öldürmüş. Kayınvalidem de karıma yardıma gelmiş. Köpek onu da öldürmüş
.Adam biraz düşündükten sonra sorar:
-Beyefendi, köpeğinizi ödünç alabilir miyim?
-Sıraya geç!
En önde yürüyen köpekli bir adam. Arkasında bir tabut ve onun 10metre arkasında bir başka tabut.
Bunları takip eden, tek sıra olmuş 200'den fazla adam....
Meraklanır. Kafilenin başındaki köpekli adam hiçkuşku yok ki cenazenin sahibidir.
Yanına yaklaşır ve sorar:
-Beyefendi, bu üzüntülü gününüzde hatırlatmak istemem ama ölenler neyiniz oluyor?
Adam yanıtlar:
-Öndeki karım, arkadaki de kayınvalidem.
-Vah vah, başınız sağ olsun. Nasıl oldu?
-Köpeğim karıma saldırıp öldürmüş. Kayınvalidem de karıma yardıma gelmiş. Köpek onu da öldürmüş
.Adam biraz düşündükten sonra sorar:
-Beyefendi, köpeğinizi ödünç alabilir miyim?
-Sıraya geç!
16 Haziran 2009 Salı
Anne Demek;
* Yenilen her lokmadan sonra alkış kıyamet koparan,şenlik havasına bürünendir.
* Çıkan her pirinç tanesi diş için tüm hısım akrabaya telefon açandır.
* Tüm hafta hayalini kurduğu pazar kahvaltısına oturup asla yiyemeden kalkandır.
* Sabaha kadar kırk sefer uyanarak,sabah kalkıp zombi gibi işe gitmektir.
* İşten eve geç gelmenin vicdan azabıyla bebeklerinin yanına kıvrılıp saatlerce koklayandır.
* Tatil yapamamanın kitabını yazandır.
* Eskiden hergün uğradığı kuaförünün yolunu unutandır.
* Çaydanlığın kapağı ile pet şişeyi kapatmaya çalışandır.
* Parça pinçik olmuş pazar gazetesini birleştirip okumaya çalışandır.
* Gecenin bir yarısı gözü kapalı süt ısıtıp,gözü kapalı geri dönendir.
* Saatlerce leblebi parmaklı ayakları öpmekten sonsuz keyif alandır.
* Temcid pilavı tadındaki baby tv yi seyretmektir.
* Bebek şef şarkısı söyleyerek,fırsat bu fırsat deyip birşeyler yedirmeye çalışmaktır.
* Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak,mısırı tanelere ayırmaktır.
* İşten yeni gelmiş ve içeri ilk adımı atmışken,"Anne atttaaaaa" sözleriyle çark edip,en yakın parkın yolunu tutmaktır.
* Anne demek bebek havuzunda yüzmektir.
* Başka bir anneyi nerede görürse görsün "Seni çok iyi anlıyorum tatlım "bakışı atandır.
* Aşı takvimini ezbere bilendir.
* Kazara kendi için alışverişe gidip nasıl olduysa bebek kıyafeti dolu poşetlerle geri dönendir.
* Ne kadar sert olursa olsun hayır demeyi beceremeyendir.
* İşe yetişmek için düğmelerini bahçede ilikleyendir.
* Uyduruk ninni besteleyendir.
* Çantasında sürekli Oyuncak kurbacık,ıslak mendil ve kreker taşıyandır.
* Son teknoloji telefonu denize atıldığında ,diken diken olmuş her bir saçına rağmen,annecim telefonlar yüzemez diyebilendir.
* Anne demek eskisinden bin kat daha güçlü olmak demektir.
* Anne demek hayatının sonuna kadar ve sonunun da ötesinde birileri için endişelenmektir.
* Anne demek iki küçük melekle,gururla,küçük dağları ben yarattım edasında yürüyebilmektir.
* Anne demek yüreyini parçalara bölüp herbir parçayı özenle onlara sunmaktır.
* Anne demek 9 ay karnında taşımak değil,ömrünün sonuna kadar yüreğinde taşımaktır.
* Çıkan her pirinç tanesi diş için tüm hısım akrabaya telefon açandır.
* Tüm hafta hayalini kurduğu pazar kahvaltısına oturup asla yiyemeden kalkandır.
* Sabaha kadar kırk sefer uyanarak,sabah kalkıp zombi gibi işe gitmektir.
* İşten eve geç gelmenin vicdan azabıyla bebeklerinin yanına kıvrılıp saatlerce koklayandır.
* Tatil yapamamanın kitabını yazandır.
* Eskiden hergün uğradığı kuaförünün yolunu unutandır.
* Çaydanlığın kapağı ile pet şişeyi kapatmaya çalışandır.
* Parça pinçik olmuş pazar gazetesini birleştirip okumaya çalışandır.
* Gecenin bir yarısı gözü kapalı süt ısıtıp,gözü kapalı geri dönendir.
* Saatlerce leblebi parmaklı ayakları öpmekten sonsuz keyif alandır.
* Temcid pilavı tadındaki baby tv yi seyretmektir.
* Bebek şef şarkısı söyleyerek,fırsat bu fırsat deyip birşeyler yedirmeye çalışmaktır.
* Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak,mısırı tanelere ayırmaktır.
* İşten yeni gelmiş ve içeri ilk adımı atmışken,"Anne atttaaaaa" sözleriyle çark edip,en yakın parkın yolunu tutmaktır.
* Anne demek bebek havuzunda yüzmektir.
* Başka bir anneyi nerede görürse görsün "Seni çok iyi anlıyorum tatlım "bakışı atandır.
* Aşı takvimini ezbere bilendir.
* Kazara kendi için alışverişe gidip nasıl olduysa bebek kıyafeti dolu poşetlerle geri dönendir.
* Ne kadar sert olursa olsun hayır demeyi beceremeyendir.
* İşe yetişmek için düğmelerini bahçede ilikleyendir.
* Uyduruk ninni besteleyendir.
* Çantasında sürekli Oyuncak kurbacık,ıslak mendil ve kreker taşıyandır.
* Son teknoloji telefonu denize atıldığında ,diken diken olmuş her bir saçına rağmen,annecim telefonlar yüzemez diyebilendir.
* Anne demek eskisinden bin kat daha güçlü olmak demektir.
* Anne demek hayatının sonuna kadar ve sonunun da ötesinde birileri için endişelenmektir.
* Anne demek iki küçük melekle,gururla,küçük dağları ben yarattım edasında yürüyebilmektir.
* Anne demek yüreyini parçalara bölüp herbir parçayı özenle onlara sunmaktır.
* Anne demek 9 ay karnında taşımak değil,ömrünün sonuna kadar yüreğinde taşımaktır.
Etiketler:
anne,
bebek,
çocuk,
fedakarlık,
güçlü kadın,
hayat,
kadın
24 Mayıs 2009 Pazar
Özgürlüğün Resmi

Babası İspanya`nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her hafta sonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi. Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı.
Bu sebeple kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı...
Çok üzülmüştü küçük kız. Babasına söyledi bunu, o da "üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi.
Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti.
Babası keyifle resme baktı ve sordu: "Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?"
Küçük kız babasına eğilerek, sessizce şöyle dedi :
"Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri...
Bu sebeple kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı...
Çok üzülmüştü küçük kız. Babasına söyledi bunu, o da "üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi.
Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti.
Babası keyifle resme baktı ve sordu: "Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?"
Küçük kız babasına eğilerek, sessizce şöyle dedi :
"Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri...
22 Şubat 2009 Pazar
Paranın Gücü (Fıkra)
18 yasindaki kiz, annesine iki aydir hastalanmadigini soyler. Annesi, cok tedirgin olur ve eczaneye bir hamilelik testi almaya gider. Sonuclar kizin hamile oldugunu gosterir.
Anne cildirmistir, bagirir cagirir ve 'Bunu yapan hangi domuz, bilmek istiyorum!!!' der.
Kiz telefon acar ve yarim saat icinde bir Ferrari evin onunde durur, icinden hafif kirlasmis saclari ve cok pahali birelbisenin icinde manyak yakisıkli biri iner ve kapidan iceri girer.
Anne baba ve kizla beraber otururlar.
Adam: ' Kiziniz durumu anlatti' der. 'Kisisel durumumdan dolayikizinizla evlenemem.' der. 'Ancak tum sorumlulugu aliyorum' der. 'Eger bir kiz cocugu dogarsa, annesine bir ev, bir yazlik villave 1 milyon dolarlik bir banka hesabi...'
'Eger bir erkek cocuk olursa, birkac fabrika ve bir milyon dolarlik birhesap...
''Eger ikiz dogarsa, her ikisine de 500 bin dolarlik hesap ve birer fabrika verecegim.' der. 'Ancak dusuk olursa....'
O zamana kadar sessizce bekleyen baba elini dostca adamin omuzuna koyar ve :
'O zaman tekrar denersiniz evladim ' der
Anne cildirmistir, bagirir cagirir ve 'Bunu yapan hangi domuz, bilmek istiyorum!!!' der.
Kiz telefon acar ve yarim saat icinde bir Ferrari evin onunde durur, icinden hafif kirlasmis saclari ve cok pahali birelbisenin icinde manyak yakisıkli biri iner ve kapidan iceri girer.
Anne baba ve kizla beraber otururlar.
Adam: ' Kiziniz durumu anlatti' der. 'Kisisel durumumdan dolayikizinizla evlenemem.' der. 'Ancak tum sorumlulugu aliyorum' der. 'Eger bir kiz cocugu dogarsa, annesine bir ev, bir yazlik villave 1 milyon dolarlik bir banka hesabi...'
'Eger bir erkek cocuk olursa, birkac fabrika ve bir milyon dolarlik birhesap...
''Eger ikiz dogarsa, her ikisine de 500 bin dolarlik hesap ve birer fabrika verecegim.' der. 'Ancak dusuk olursa....'
O zamana kadar sessizce bekleyen baba elini dostca adamin omuzuna koyar ve :
'O zaman tekrar denersiniz evladim ' der
19 Eylül 2008 Cuma
Karşılıksız Sevgi
Bu, Kuzey Irak'ta savaşan ve sonunda evine dönecek olan Mehmet adında bir askerin hikayesidir.
Mehmet evine gitmeden önce, İstanbul'da bulunan anne babasına telefon açtı.
'Sevgili anne ve babacığım, sonunda eve geliyorum ama bir şey sormak istiyorum. Bir arkadaşımı da beraber eve getirebilir miyim?
'Tabii ki' diye cevapladılar. 'Onunla tanışmaktan mutluluk duyarız.'
'Ama bilmeniz gereken bir şey var' diye Mehmet devam etti,
'O savaşta ağır yaralandı. Kara mayınına bastı ve kolu ile bacağını kaybetti. Başka gidecek hiçbir yeri yok. Onun bize gelmesini ve bizimle yaşamasını istiyorum'.
''Bunu duyduğuma çok üzüldüm oğlum, belki kalacak başka bir yer bulması için ona yardımcı olabiliriz'
'O hayır, onun bizimle yaşamasını istiyorum der...''
'Oğlum,' dedi babası,
'Sen ne istediğinin farkında değilsin. Böyle büyük bir sorunu olan birisi bizi çok rahatsız eder. Bizim kendi hayatımız var ve böyle farklılığa izin veremeyiz. Bence sen eve gelmeli ve bu çocuğu unutmalısın. O kendi yaşamını devam ettirmenin bir yolunu bulacaktır.'
O andan sonra, Mehmet telefonu kapattı. Anne ve babası ondan başka bir söz duymadılar...
Birkaç gün sonra, İstanbul polisinden bir telefon geldi. Oğullarının bir binadan düşerek öldüğünü söylediler. Polise göre intihardı. Anne ve baba telaşla uçağa binerek oğullarının teşhisini yapmak için atladığı ildeki devlet hastanesinde bulunan teşhis morguna gittiler. Mehmet'i teşhis etmişlerdi. Ama gözleri fal taşı gibi açılarak... Bilmedikleri bir şeyi fark ettiler. Mehmet'in bir bacağı ve bir kolu yoktu...
Bu hikayedeki anne ve baba birçoğumuza benzer. Etrafımızda iyi görünen ve neşeli insanları sevmek bize kolay gelir, ama bize rahatsızlık veren özellikle bizim kadar sağlıklı olmayan, bizim kadar güzel olmayan ve bizim kadar zeki olmayan insanlardan uzak durmayı tercih ederiz. Çok şükür ki bizi bu kategoride gören birisi yok. Karşılıksız sevmeyi başaran birisi sonsuza kadar ailemizdendir; ne kadar çirkin, ne kadar fakir, ne kadar engelli olursak olalım. Bu gün yatmadan önce ALLAH'a biraz daha dua ederek insanları oldukları gibi kabul etmemizi sağlamasını isteyelim ve ne kadar farklı olurlarsa olsunlar onlara karşı daha anlayışlı olabilmeyi isteyelim. Arkadaşlar çok nadir bulunan cevherlerdir. Onlar sizi güldürür ve başarmanız için destekler. Bazen tek kelime bazen bir cümle paylaşırlar ama her zaman kalbinizi ona açmanızı beklerler....!!!!
Mehmet evine gitmeden önce, İstanbul'da bulunan anne babasına telefon açtı.
'Sevgili anne ve babacığım, sonunda eve geliyorum ama bir şey sormak istiyorum. Bir arkadaşımı da beraber eve getirebilir miyim?
'Tabii ki' diye cevapladılar. 'Onunla tanışmaktan mutluluk duyarız.'
'Ama bilmeniz gereken bir şey var' diye Mehmet devam etti,
'O savaşta ağır yaralandı. Kara mayınına bastı ve kolu ile bacağını kaybetti. Başka gidecek hiçbir yeri yok. Onun bize gelmesini ve bizimle yaşamasını istiyorum'.
''Bunu duyduğuma çok üzüldüm oğlum, belki kalacak başka bir yer bulması için ona yardımcı olabiliriz'
'O hayır, onun bizimle yaşamasını istiyorum der...''
'Oğlum,' dedi babası,
'Sen ne istediğinin farkında değilsin. Böyle büyük bir sorunu olan birisi bizi çok rahatsız eder. Bizim kendi hayatımız var ve böyle farklılığa izin veremeyiz. Bence sen eve gelmeli ve bu çocuğu unutmalısın. O kendi yaşamını devam ettirmenin bir yolunu bulacaktır.'
O andan sonra, Mehmet telefonu kapattı. Anne ve babası ondan başka bir söz duymadılar...
Birkaç gün sonra, İstanbul polisinden bir telefon geldi. Oğullarının bir binadan düşerek öldüğünü söylediler. Polise göre intihardı. Anne ve baba telaşla uçağa binerek oğullarının teşhisini yapmak için atladığı ildeki devlet hastanesinde bulunan teşhis morguna gittiler. Mehmet'i teşhis etmişlerdi. Ama gözleri fal taşı gibi açılarak... Bilmedikleri bir şeyi fark ettiler. Mehmet'in bir bacağı ve bir kolu yoktu...
Bu hikayedeki anne ve baba birçoğumuza benzer. Etrafımızda iyi görünen ve neşeli insanları sevmek bize kolay gelir, ama bize rahatsızlık veren özellikle bizim kadar sağlıklı olmayan, bizim kadar güzel olmayan ve bizim kadar zeki olmayan insanlardan uzak durmayı tercih ederiz. Çok şükür ki bizi bu kategoride gören birisi yok. Karşılıksız sevmeyi başaran birisi sonsuza kadar ailemizdendir; ne kadar çirkin, ne kadar fakir, ne kadar engelli olursak olalım. Bu gün yatmadan önce ALLAH'a biraz daha dua ederek insanları oldukları gibi kabul etmemizi sağlamasını isteyelim ve ne kadar farklı olurlarsa olsunlar onlara karşı daha anlayışlı olabilmeyi isteyelim. Arkadaşlar çok nadir bulunan cevherlerdir. Onlar sizi güldürür ve başarmanız için destekler. Bazen tek kelime bazen bir cümle paylaşırlar ama her zaman kalbinizi ona açmanızı beklerler....!!!!
5 Eylül 2008 Cuma
İlk İnsanlar (Fıkra)
Küçük kız annesine '' Anne ilk insanlar dünyaya nasıl geldiler'' diye sormuş.
"Tanrı Adem ve Havva'yı yarattı, çocukları oldu ve insanoğlu yeryüzüne yayılmaya başladı yavrum" diye izah etmiş annesi..
Birkaç gün sonra küçük kız aynı soruyu babasına sormuş.. "Binlerce yıl önce maymunlar vardı" demiş babası, "Bizler de evrim geçirerek onlardan türedik.."
Farklı iki cevaptan aklı karışan kız annesine gidip "Nasıl olur anne" demiş
"Sen bana insanın Tanrı tarafından yaratıldığını, babam da maymunlardan geldiğini söylüyor.. Karıştırıyorum.. "
"Karıştırıcak bir şey yok" demiş annesi gülerek: "Ben sana kendi ailemin geçmişini anlattım. Baban da kendi ailesininkini anlatmış, bir tanem..!"
"Tanrı Adem ve Havva'yı yarattı, çocukları oldu ve insanoğlu yeryüzüne yayılmaya başladı yavrum" diye izah etmiş annesi..
Birkaç gün sonra küçük kız aynı soruyu babasına sormuş.. "Binlerce yıl önce maymunlar vardı" demiş babası, "Bizler de evrim geçirerek onlardan türedik.."
Farklı iki cevaptan aklı karışan kız annesine gidip "Nasıl olur anne" demiş
"Sen bana insanın Tanrı tarafından yaratıldığını, babam da maymunlardan geldiğini söylüyor.. Karıştırıyorum.. "
"Karıştırıcak bir şey yok" demiş annesi gülerek: "Ben sana kendi ailemin geçmişini anlattım. Baban da kendi ailesininkini anlatmış, bir tanem..!"
12 Ağustos 2008 Salı
Anne Ve Baba Arasındaki Fark
Anne dışarıda alışverişteydi.İkibuçuk yaşındaki bebeğe babası gözkulak oluyordu.Aslında bu pek de zor birşey değildi.Yavrucak halının üzerinde 'çay seti ' oyuncağıyla oynarken baba da koltuğunda gazetesini okuyor, arasıra da bebeğinin kendisine -çay seti oyuncağının minik plastik fincanlarıyla- ikram ettiği suları çay niyetine içerek oyuna iştirak ediyordu.
Derken anne eve geldi. Baba anneye sus işareti yapıp , bebeği izlemesini istedi. Bu çok şirin hareketini annesininde görmesini istiyordu.
Anne bebeğin elinde çay fincanıyla salondan çıkıp , biraz sonra içi su dolu olarak babasına getirmesini ve babanın da onu çaymış gibi içmesini seyretti. Sonra gayet sakin bir tavırla elindekilerle mutfağa geçerken eşine seslendi:
'Uzanabildiği tek su kaynağının klozet olduğunu biliyorsun değilmi?'...
Sonuç-1: Anneler evlatlarını çok sever ve onlara dair herşeyi bilir.
Sonuç-2: Babalar evlatlarına dair birçok şeyi bilmez, ama onları çok severler.
Sonuç-3: 'Babalar en son duyar' sözü boşuna söylenmemiştir...
11 Ağustos 2008 Pazartesi
Kırmızı Bisiklet (Fıkra)
Afacan çocuğun doğumgünüdür ve annesinde bir kırmızı bisiklet ister. Anneside ona bisikleti hak etmediğini ve Hz.İsaya günahlarını itiraf ettiği bir mektup yazmasını söyler.
Çocuk odasına gider ve başlar yazmaya...
'Mukaddes İsa hazretleri , hep yalan söylediğim için affedin. Söz veriyorum birdaha olmayacak. Bugün benim doğumgünüm ve sizden bir kırmızı bisiklet istiyorum.'
Çocuk yazmayı bırakır ve sonra mektubu yırtar atar. Çünkü günahları okadarcık değildir. İkinci mektubu yazmaya karar verir:
'Mukaddes İsa , hep yalan söylediğim ve annemi dinlemediğim için beni affedin. Bu birdaha olmayacak, söz veriyorum.'... Ve bu mektubu da yırtar, çünkü bunlar da işlediği bütün günahlar değildir. Ve başlar üçüncü mektuba.Yine olmaz ve afacan çocuk başka bir yol denemek için annesinden izin alarak kiliseye gider.Bunu gören annesi çok sevinir ve yaramaz oğlunun akıllandığını sanır.
Küçük çocuk kilisede küçük Meryemana heykelinin yanına gider ve sağa sola baktıktan sonra onu çantasına koyar, eve götürür.
Evde yine odasına çıkıp İsa'ya son mektubunu yazar:
' Bisikleti al. Annen elimde rehin.....'
11 Temmuz 2008 Cuma
Sinekler (Fıkra)
sekiz yaşındaki erkek çocuğu elinde raket,gözünü , pencere camına konmuş çiftleşmelte olan sineklere dikmiş ve sonrada:
''-Anneee!!'' diye çağırmış... ''-Sineklerin erkeği olurmu?'' Anne bu masum sorudan kuşkulanmadığı için ''-Olur yavrum''.. cevabını verince sorusunu ikilemiş:
''- Peki sineğin dişisi olurmu?'' Kadın ozaman soruların içinden çıkılmaz bir yere gideceğini sezip yan çizmiş ve: ''-Olmaz evladım'' demiş. Çocuk aradığı cevapları alınca elindeki raketi hırsla sineklerin üzerine yapıştırmış:
''-İbneler!.....''
20 Haziran 2008 Cuma
Bu Çocuk Kimin (Fıkra)
İki çocuğu olan köy delikanlısı askerliğini yapıpda evine döndüğünde bakmışki karısı üç çocukla masanın etrafındalar. Birden öfkelenip bağırmaya başlamış: -''Abooowww.. ula kaltak, bu üçüncü çocuk nirden çıktııı?Askere giderkene iki çocuumuz varıdı. Bu sonuncusu benden olamaz.''
Karısı gayet sakin cevap verir:-'' Ne bagırıysın? Sana babamı diyir? Oturmuş yogurdunu yiyir...''
Karısı gayet sakin cevap verir:-'' Ne bagırıysın? Sana babamı diyir? Oturmuş yogurdunu yiyir...''
Anneler Yanılmaz (Fıkra)
Mehmet ile Handan öğrenci olup, aynı evi paylaşmaktadırlar. Birgün Handan ve Mekmet, Mehmet'in annesini yemeğe davet ederler.
Mehmet'in annesi akşam yemeği boyunca Handan'ı uzun uzun süzer ve aslında Handan'ın çok alımlı ve güzel bir kız olduğunu, acaba aralarında ev arkadaşlığından daha ileri bir ilişkinin olup olmadığını merak eder.
Aklını okumuşcasına Mehmet der ki:
Ne düşündüğünü biliyorum anne,ama emin olki sadece ev arkadaşıyız,ötesi yok. Akşam yemeğinden sonra Mehmet'in annesi evine döner. Aradan biriki gün sonra Handan derki:
-'' Mehmet , annen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesini bulamıyorum.''
Mehmet yanıtlar: -''Annemin almış olabileceğini tahmin etmiyorum ama ben yinede kendisine bir mektup yazayım.'' Oturur ve yazar:
Anneciğim, gümüş çorba kasesini sen aldın demiyorum, ama almadında demiyorum. Fakat konu şuki: Sen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesi kayıp.
Sevgiler oğlun Mehmet.
Bir hafta sonra Mehmet'in annesinden mektup gelir: -'' Sevgili oğlum: Sana Handanla yatıyorsun demiyorum, ama yatmıyorsun da demiyorum. Fakat konu şuki: Handan kendi yatağında yatıyor olsaydı, gümüş çorba kasesini çoktan bulmuş olurdu.''
Sevgiler annen.
Mehmet'in annesi akşam yemeği boyunca Handan'ı uzun uzun süzer ve aslında Handan'ın çok alımlı ve güzel bir kız olduğunu, acaba aralarında ev arkadaşlığından daha ileri bir ilişkinin olup olmadığını merak eder.
Aklını okumuşcasına Mehmet der ki:
Ne düşündüğünü biliyorum anne,ama emin olki sadece ev arkadaşıyız,ötesi yok. Akşam yemeğinden sonra Mehmet'in annesi evine döner. Aradan biriki gün sonra Handan derki:
-'' Mehmet , annen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesini bulamıyorum.''
Mehmet yanıtlar: -''Annemin almış olabileceğini tahmin etmiyorum ama ben yinede kendisine bir mektup yazayım.'' Oturur ve yazar:
Anneciğim, gümüş çorba kasesini sen aldın demiyorum, ama almadında demiyorum. Fakat konu şuki: Sen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesi kayıp.
Sevgiler oğlun Mehmet.
Bir hafta sonra Mehmet'in annesinden mektup gelir: -'' Sevgili oğlum: Sana Handanla yatıyorsun demiyorum, ama yatmıyorsun da demiyorum. Fakat konu şuki: Handan kendi yatağında yatıyor olsaydı, gümüş çorba kasesini çoktan bulmuş olurdu.''
Sevgiler annen.
Etiketler:
anne,
gümüş kase,
mektup
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
